Her Şeyden Çok Uzakta Küba

Nerden aklıma geldi bilmiyorum böyle bir başlık; ama içimden geçeni en iyi
anlatan sanki mekânın sadece uzaklığı değil, aynı zamanda insanı alıştığı her
şeye uzak kılan gizemi idi. Bir tatilin bir insanı ne kadar rahatlatabileceğini
Küba’da öğrendim. Bence Küba tahmin etmediğiniz bir şekilde size huzuru ve
rahatlığı tattırabilir. Küba deyince aklımıza gelen şeylerden biri purodur.
Ferhan Şensoy’un Şans Kapıyı Kırınca adlı filminden sonra aslında Küba bizim
için sadece puro algısından da çıkmıştır. Ona güzel Latin kadınları gibi bazı
egzotik detaylar ve içeceklerden rom da dahil olmuştur.

Küba bildiğiniz üzere eski İspanyol sömürgesine ait bir adadır. 1 Ocak 1959
devriminden sonra Küba 1997 senesine kadar kapılarını tam olarak dünyaya
açmamıştır. Ülke nüfusu 12 milyondur. Ülkenin en önemli geçim kaynağının
başında turizm sonra tarım gelir. Rusya ve Çin dışında fazla ülke ile ticari
münasebeti yoktur. Ülkede devlet eliyle ya da özel bir yatırım ile sanayi
kuruluşu yer almıyor desek yeridir.

Küba için bu sebeplerden dolayı turizmin özel bir yeri var. Küba’da turist hakları çok önemseniyor.
Cezalar 4 ila 6 yıl arası uygulanmaktadır.
Geceleri şehirleri çok karanlık
gözükse bile şunu bilin ki İstanbul ya da ülkemizdeki herhangi bir şehirden
daha güvenlidir. En önemli eksiklik insanların İngilizce bilmemeleridir.


Türkiye’den direk Küba’ya uçuş mevcut değildir. Türk havayollarının direkt
seferlerinin olmadığı ender ülkelerden biri Küba’dır. Avrupa’dan Küba’ya direk
uçak kaldıran 3 ülke var. Bunlar İspanya, Fransa ve Rusya’dır.

Programda ilk olarak 4 gece Havana’da konaklama vardı. Havana, Küba'nın en
büyük şehri ve ülkenin başkentidir. Burada kaldığımız Nacional Habana de Cuba
oteli Havana’nın en iyi konaklama tesisidir.

Havana geceleri oldukça karanlık bir şehirdir. Bu sebeple otellerin dışında
şehri bilmeyenlere yardım etmek ve para kazanmak için bir nevi gece rehberi
diyebileceğimiz kişiler mevcut. Bu durum seyahati daha da gizemli kılan bir
unsur.

Devrim meydanı dünyada eşi benzeri olmayan nadir meydanlardandır. Bütün üst
devlet makamları meydanın etrafına konuşlandırılmış. Meydan gezimizin ardından
eski Havana diye tabir edilen şehrin 1800’de kurulan ilk yerleşim bölgesine
geçtik. Havana’daki binaların %90‘ı 1959 öncesinden kalma çünkü ambargodan
dolayı çimento ve tuğla üretimi yapamıyorlar. Caddeler ve yollardan geçerken
simetriye ve düzene dikkat edince yapıldığı zamanlardaki zenginliği ve
büyüleyici mimariyi görebilirsiniz. Eski Havana’da daha çok kiliseler ve
katedraller mevcuttur. Kısa bilgi olarak Küba’da herkes Katolik olarak geçer;
fakat ülkenin %60 ve üstü net din tercihlerine sahip değil denilebilir. Bunun
sebebi ülkede kiliselerin ve dini ibadethanelerin devrimden hemen sonra
kapatılmasıdır. 2005’den sonra papanın ülkeyi ziyareti ile kiliselerin bazıları
açılmış ve önemli günlerdeki ayin ibadetleri televizyonlarda gösterilmeye
başlanmıştır.

Havana’yı gezmek bir o kadar güzel ve heyecanlı iken tek bir sıkıntı vardır
o da havaların yaşadığımız coğrafyaya göre daha sıcak olması. Havana gece
hayatı olarak da görülmesi gereken şehirlerden bir tanesidir.

Bu gezinin ardından devletin şehrin içinde çalışan takı, hediyelik eşya,
giysi veya tablo satan ufak esnafları topladığı bedesten benzeri bir yere gittik.  Ertesi gün 1 Mayıs olduğu için biraz dinlenme
için vakit bırakıldı bizlere. 1 Mayıs sabahında saat 5’e gelirken otelde kalan
herkes uyandırıldı. Bunun sebebi ise 1 Mayısa katılmak işçisinden turistine
kadar herkese zorunlu.

Küba’da bir söz vardır. Denizlerde çok büyük bir fırtına
çıksa Küba herkesi kucaklayabilir
. Çünkü denize büyük oranda kapalı bir körfeze sahiptir.


Karayipler’e akşamüzeri geldiğimiz için denize çok girme
fırsatımız olmadı. Ertesi gün Thrindad ve Santa Clara şehirlerini gittik. Ünlü
devrimci Che Guevara’nın mezarı Santa Clara’dadır. Santa Clara şehrine varmadan
hemen önce bulunan bu anıt mezarı gezdik.

Tam anıt mezardan çıktığımız esnada rehberimizin seyahat
başında bizleri uyardığı tropikal yağmura yakalandık. En önemli yerlerden biri Che’nin
devrim mücadelesinde kaldığı ev idi. Hala devrimin anısı için evin dışındaki
kurşun izleri silinmemiştir. Santa Clara’dan ayrıldıktan sonra son 2 gece
konaklayacağımız şehir olan Varadero’ya yola koyulduk. Varadero Kübalılar için
çok anlam barındıran bir yerdir. Varadero şehri tamamen otel ve alışveriş
merkezlerinden ibarettir. Fakat Varadero’yu bu kadar iyi kılan en önemli
özellik denizi ve kumsallarıdır.

Biz 2 gecelik konaklama sırasında bol bol deniz, kum ve
güneşinden faydalandık. Bunun yanı sıra son gece öncesinde turun düzenlemiş
olduğu mercanlar ve yunuslarla yüzme programına katıldık. Varadero aileleri ile
gelenler için güzel bir tatil beldesidir. Bana göre Varadero bir Küba şehrinden
ziyade daha fazla tatil köyü havasındadır. Otellere gelecek olursak kaldığımız
otel Melia Varadero idi. Otel her yönüyle beş yıldızlı otelleri aratmayacak
tesisler ve imkanlara sahiptir. Küba’da bütün oteller devlet işletmesi olmasına
karşın, Avrupa’daki ve herhangi bir ülkedeki özel oteller ile aynı standartlara
sahiptir.

Kendi ülkenize puro ya da rom götürmek istiyorsanız
bunları Küba’nın içinden temin etmeniz cebinize daha yararlı olabilir, çünkü
havaalanında bulunan free shop’lar dünya standartlarına göre oldukça pahalıdır.


Tatilin son bulmasına çok üzüldüm; ama size şunu
belirtmek isterim, yazımın başında da söylediğim gibi Küba gidip görülmesi
gereken bir ülkedir.

Sizlere son belirtmek istediğim en önemli konu ise,
Küba’da internet altyapısı 1 seneden beri kullanıldığı için ve sadece otellerde
wi-fi ile girebildiğiniz için biraz olsun sizleri metropol hayatından
uzaklaştırıp dinlenmenize yardımcı olabilir. Dünyada bu kadar doğal güzelliği
bu kadar saklı bir ortamda -hem yönetsel hem medeniyet açısından- belki de bu
kadar keyifli sunan son ülke Küba olabilir.

Seyahat dönemi olarak
mart, nisan, mayıs ve haziran ayları çok ideal aylardır. Sizlere Küba’da
duyduğum ve çok sevdiğim bir söz ile yazımı noktalıyorum; This is Cuba,
sosyalizmo, No problem. 

Pratik Bilgiler