Kenya’da Safari Keyfi

Saruni Kampları İle Özel Bir Safari…

Şubat ayında Kenya’da muhteşem bir safari yaptık. 12 senedir Afrika’nın
farklı bölgelerinde sık sık safariye gidiyorum ama bu seferki hem gidilen
bölgelerin güzelliğinden, hem de antilopların doğum zamanı olmasından dolayı
çok özeldi gerçekten. Kenya'nın birbirinden çok farklı ve vahşi hayat açısından
en iyi parklarından ikisini ziyaret ettik.

İlk gittiğimiz Samburu Milli Parkı, Kenya’nın kuzeyinde, orman, nehir ve
çalılıklardan oluşan güzel manzaraları, bol sayıdaki fil sürüleri, görme şansı
yüksek olan leopar ve aslanları, sadece burada yaşayan kendine özgü hayvan
çeşitleri ve 450 kuş cinsi ile ünlü. Samburu’nun ışığı, toprağın ve gökyüzünün
renkleri çok güzel, özellikle fotoğrafçılar için bir cennet. Samburu’ya her
gittiğimde, çok zor rastlanan ve safariye giden herkesin en çok görmek istediği
hayvan olan leoparı görmüştüm, bu sefer de Samburu beni hayal kırıklığına
uğratmadı ve leoparı ağaç üstünde gördük. 
Bir fil yavrusu avlamış dişi aslan ve yavrularını görmek de bizi çok
şaşırttı. Dişiler tarafından dikkatlice korunan ve çok büyük sürülerin olduğu
bir bölgede, bir dişi aslan yavru fili nasıl avlayabilmiş, inanılacak gibi
değildi. Samburu’da Kenya’nın başka hiçbir parkında bulunmayan Samburu özel
beşlisi denilen hayvanlar yaşıyor. Bunlar, Masai zürafalarından farklı olan,
sanki geometrik desenlerle boyanmış Reticulated Giraffe; çizgileri diğer
zebralara göre daha dar ve birbirine daha yakın, nesli tükenmekte olan Grevy
zebra; uzun boyunlu, uzun kulaklı, iki bacağı üzerine kalkıp ağaç yapraklarını
ve meyvelerini yiyen, zürafa boyunlu antilop olarak da anılan Gerenuk; çalılık
alanda yaşayan Somali Devekuşu ve kurak yerlerde yaşayan, geriye doğru giden
uzun boynuzları ile çok güzel bir hayvan olan Beisa Oryx.

Burayı özel kılan bir diğer yanı da Samburu kabilesi. Kültürleri pek çok
yönden Masai’lere benzeyen, göçebe ve çok renkli bir kabile. Gösterişli
boncuklu takıları, rengarenk kıyafetleri, tempolu dansları ile bizleri
karşılayan ve aralarına alan sıcakkanlı kadınları, meraklı masum bakışlarıyla
bizleri inceleyen çocukları, taburelerinde oturmuş, kararları veren ihtiyarlar
heyeti, tek yaşam kaynakları olan inekleri ve keçileri, bir ailenin o küçücük
alanda nasıl yaşadığına inanamadığınız çamur ve otlardan yapılmış basit
kulübeleri ve günlük besinlerinin kan ve sütten oluştuğu Samburu kabilesi
gerçekten çok enteresan. Safari rehberlerimiz de rengarenk takıları ve kıyafetleri
ile genç Samburu savaşçılarından. Benzer yaştaki çocuklar hep birlikte, bir
seremoni ile erkekliğe adım atarak, savaşçı seviyesine ulaşıyorlar ve kabileyi
vahşi hayvanlardan ve rakiplerinden koruma, avlanma ve köyün hayvanlarına bakma
görevlerini üstleniyorlar. Samburu kültüründe dans çok önemli. Savaşçı
gençlerin ateş etrafında dönerek, boyun hareketleri ve tuttukları ritm ile
yaptıkları dansları ve kahramanlık göstergesi olan en yükseğe sıçrama
yarışmaları da görülmeye değer. Kaldığımız Saruni Samburu kampı, bir akşam bizi
sürpriz bir şekilde, vahşi doğanın içinde kamptan oldukça uzak bir yerde, ateş
başında Samburu kabilesinin dansları ile başlayan ve yıldızların altında
muhteşem bir yemekle devam eden, unutamayacağımız bir gece yaşattı. Samburu kabilesi
ile ilgili bir diğer enteresan anımız da, grubumuzdan bir aile Adana’da
inekleri olduğunu söyleyince, dünyadaki bütün ineklerin kendilerine ait
olduklarına inandıklarından, Samburu savaşçısı olan rehberimizin, ineklerimizi
bize geri verin, onları almak için ülkenize gelip kapınızı çalacağız diye espri
yapmasıydı...  

Samburu’da kaldığımız Saruni Samburu Lodge, muhteşem manzaralı bir tepede,
etrafta başka hiçbir yerleşim yeri olmayan uçsuz bucaksız düzlüklere, kartal
yuvası gibi tepeden bakan, jiplerle kayaların üzerine çıkarak ulaşırken insanı
hayretler içinde bırakan sıradışı bir kamp. Sadece 6 villadan oluşuyor,
bazıları birbirine bitişik aile villaları. Hepsinin yatak odası dışında birer
oturma odası, verandası ve muhteşem manzaraları var. Odaların hepsi farklı
dizayn edilmiş, kiminde açık hava duşları veya banyonun içinden çıkan kayalar
var. Odaların önleri gündüz tamamen açık, akşamları kanvas kısımları fermuarla
kapatılıyor. Günbatımında tepeden manzarayı ve kıpkırmızı renkte batan güneşi
izlerken kokteyllerinizi yudumlamak, yemekten sonra ateş başında oturup sohbet
etmek de ayrı bir zevk. Sahibi İtalyan olan Saruni’lerin yemekleri de çok
lezzetli. Afrika’da vahşi hayatın ortasında İtalyan zeytinyağı, şarabı, risotto
ve focaccia ekmeği bulmak da ayrı bir sürpriz oluyor. Sabah erken ve akşamüstü
yapılan safarilerin ortasında, öğlen lodge’un 2 farklı havuzunda dinlenmek,
masaj yaptırmak ve odanın verandasından manzaranın tadını çıkartmak veya hafif
esen rüzgârda önü açık yatağınızdan manzarayı seyrederek uykuya dalmak da çok
keyifli oluyor. Saruni Samburu’ya şimdiye kadar 3 kere gittim, defalarca gitmek
isteyeceğim, hayatımda kaldığım en özel yerlerden birisi. Bu sefer kaldığım
oda,  İngiliz The Telegraph gazetesinin
en güzel manzaralı odalar listesinde yer alan oda.

İkinci durağımız Kenya’nın en meşhur parkı olan Masai Mara. Her sene,
yağmurları takip ederek, Temmuz ayında Tanzanya Serengeti'den çıkıp, Mara
Nehri'nden geçerek Kenya'ya göç eden yüzbinlerce antilop ve zebra sürüleri,
Ekim ayına kadar Kenya'da kalırken, aslan, leopar, çita, sırtlan gibi vahşi
hayvanlar da onları takip eder. Masai Mara Milli Parkının kuzeyindeki özel
koruma alanları, Kenya’nın son 5 yılda gelişen ve Masai Mara Milli Parkından
bile daha çok vahşi hayvana rastlayabileceğiniz, kalabalıklardan uzak, sadece
bu alanlarda bulunan butik kampların misafirlerinin safari yapabildiği, en
popüler safari bölgeleri. 2 farklı koruma alanını kullanma hakkına sahip ender
kamplardan biri olan Saruni Mara’da kalarak, Kenya'da en çok hayvan görülebilen
bölgelerin başında gelen Mara North ve Lemek özel koruma alanlarında safari
yapabilirsiniz. Özel koruma alanlarının bir diğer avantajı da, az sayıda araç
bulunduğundan, yol dışına çıkarak görülmesi zor olan vahşi hayvanlara çok daha
fazla yaklaşılabilmesi ve hava karardıktan sonra da safari yapılabilmesi. Göç
zamanında sürülerin nehir geçişini izlemek için Masai Mara milli parkına tam
günlük safari yapılabilir ve öğle yemeği doğanın içinde ‘bush lunch’ olarak
alınabilir. Akşamüstü gün batımında kokteyl ikramları da son derece keyifli.
Masai Mara’da genelde sabah erken saatlerde başlayarak ve kahvaltıyı piknik
şeklinde alarak uzun bir safari yapılıyor. Öğlen Saruni Mara’da dinlenme ve
öğle yemeğinden sonra akşamüzeri tekrar safariye çıkılıyor ve güzel manzaralı
bir lokasyonda günbatımı kokteylinden sonra hava kararırken kampa dönülüyor.

Doğum zamanı olan Şubat ayında Masai Mara’da bir wildebeest doğumu ve bir
impala doğumuna şahit olmak inanılmaz bir tecrübeydi. Tam da sırtlanların bir
erkek wildebeest’i öldürüp yemesine tanık olup, onun şokunu henüz
atlatamamışken ve uzaktan gördüğümüz çitalara doğru giderken, tesadüf eseri bir
wildebeest’in arkasındaki balonu fark ederek, onu takip ettik ve
hafızalarımızdan hiç çıkmayacak, o muhteşem olaya şahit olduk. Ertesi sabah bir
ağacın tepesinde, bütün vücudu ile en görülebilir yerde oturmuş, sabah güneşini
alır şekilde bize poz veren bir leoparla karşılaşmak ve yüz metre ötede yatan
iki kardeş çita ve diğer hayvanları alarma geçiren zebralarla safarimiz daha da
renklendi. Masai Mara’nın düzlüklerinde, ne zaman hangi olayla karşılaşacağınız
hiç belli olmuyor. Hiç beklemediğiniz bir anda, ölüm veya doğum sahnesi
karşınıza çıkabiliyor. Bol miktarda antilop, zebra, bufalo sürüleri ve daha pek
çok hayvanı bir arada görebiliyorsunuz. Masai Mara’dan ayrılırken gördüğümüz
son sürpriz sahne de nehir kenarında yemek molası verdiğimizde, iki erkek su
aygırının vahşi kavgasıydı.

Kalabalıklardan uzak, Masai Mara’nın tek ormanlık alanında, düzlüklere
bakan bir tepede yer alan, Afrika sanatı, antikalar ve İran halıları ile dekore
edilmiş, geniş verandalı 6 lüks kulübe odadan oluşan Saruni Mara, bölgedeki en
konforlu kamplardan biri. Yine Saruni Samburu gibi, geniş ve güzel manzaralı
odaları, İtalyan yemekleri ve şarapları, muhteşem servisi, masaj keyfi,
kütüphanesi ve şömineli salonu ile çok özel bir yer.

Kenya’ya ulaşım artık Türk Hava Yolları’nın 6 saatlik
direkt uçuşları ile çok kolay. Akşam İstanbul’dan Nairobi uçağına biniyorsunuz,
sabah küçük uçakla 1 saatte, kendinizi safari parkının ortasında bambaşka bir
dünyada buluyorsunuz. Samburu’dan yine küçük uçakla direkt Masai Mara’nın
ortasına toprak alana iniyorsunuz ve dönüşte de ister Masai Mara’dan
Nairobi’ye, isterseniz de deniz kenarına uçup, Mombasa’dan direkt İstanbul’a
uçabiliyorsunuz. Artık bu uçuşlarla Kenya’ya 4-5 günlük kısa bir gezi bile
rahatça yapılabiliyor. Nairobi’de de harika bir restoran tavsiyesinde
bulunayım. Safari dönüşü gece yarısından sonraki uçağınızı beklerken Talisman
restoranın muhteşem yemekleri ve barının keyfini çıkartabilirsiniz.

Pratik Bilgiler